9 Ağustos 2026
KISALTMALAR LİSTESİ A.e. : Aynı eser A.g.e. : Adı geçen eser A.g.m. : Adı geçen makale A.y. : Aynı yer AİHM : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi AYM : Anayasa Mahkemesi B. No : Başvuru Numarası C. : Cilt CMK : 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu E. : Esas GK : Genel Kurul
AİHS : Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İÜ SBE : İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü K. : Karar m. : Madde parag. : Paragraf RG : Resmî Gazete
s. : Sayfa SYOK : Soruşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar T. : Tarih TBBD : Türkiye Barolar Birliği Dergisi TCK : 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu vd. : Ve diğerleri YCGK : Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Ceza muhakemesinde soruşturmanın gizli yürütülmesi ilkesi, bir taraftan delillerin karartılması tehlikesinin önüne geçmeyi hedeflerken, diğer taraftan şüphelinin lekelenmeme hakkını ve masumiyet karinesini muhafaza etmeyi amaçlar. Bu gizlilik ilkesinin en temel istisnası ise savunma hakkıdır. Bu çalışmada, CMK m. 153/2 uyarınca alınan dosya kısıtlılığı kararlarının, hürriyeti sınırlayan en ağır koruma tedbiri niteliğindeki tutukluluğun denetimi sürecinde savunma hakkı ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine etkisi incelenmiştir.
İnceleme sonucunda, tutuklamaya esas teşkil eden temel delillerin savunmadan tamamen gizlenmesinin ve Sulh Ceza Hâkimliklerince matbu gerekçelerle karar verilmesinin, etkili yargısal denetim imkânını ortadan kaldırdığı tespit edilmiştir. Soruşturmanın gizliliğinden beklenen kamu yararı, ancak savunma hakkının asgari standartlarını zedelemeyecek bir kısıtlama rejimi benimsendiği ölçüde meşruiyet kazanacaktır. Bu bağlamda, savunmanın sadece soyut olarak bilgilendirilmesinin yeterli olmadığı, hürriyet kısıtlamasına dayanak olan belirleyici delillere asgari düzeyde fiili erişim sağlanmasının anayasal bir zorunluluk olduğu vurgulanmıştır. Sonuç olarak, kısıtlı dosyalarda AİHS m. 6 (adil yargılanma) güvencelerinin sağlanmamasının, doğrudan m. 5/4 (kişi hürriyeti) ihlaline yol açtığı ve adil yargılanma ilkelerinin tutukluluk denetiminin kurucu bir unsuru olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Soruşturmanın Gizliliği, Kısıtlılık Kararı, Tutukluluk Denetimi,
.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun müdafiinin soruşturma dosyasının inceleme ve örnek alma yetkisini düzenleyen 153’üncü maddesine göre, müdafi kural olarak soruşturma evresinde dosyanın içeriğini inceleyebilecek ve istediği takdirde dosya içeriğindeki belgelerin bir örneğini harçsız şekilde alabilecektir. Lakin, müdafiinin bu dosya inceleme hakkı soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek nitelikte ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine Sulh Ceza Hakimliği’nin vereceği karar ile kısıtlanabilecektir. Kanunda hangi suçlar bakımından kısıtlılık kararı verilebileceği sayma yoluyla belirtilmiştir 1 .
İlgili maddeye göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yer alan; kasten öldürme, cinsel saldırı (birinci fıkra hariç), çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları ile 6136 sayılı Kanun’da düzenlenen silah kaçakçılığı, 5411 sayılı Kanun’da düzenlenen zimmet ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanun’da düzenlenen suçlar hakkındaki soruşturmalarda müdafiinin dosya inceleme yetkisi kısıtlanabilecektir. Bu suçların haricinden herhangi bir suç için kısıtlılık kararı verilemez.
Bu amaçla; öncelikle CMK m. 153/2’deki düzenlemenin soruşturmanın gizliliği ve savunma hakkı arasındaki dengedeki yeri tayin edilecek; ardından dosya inceleme yetkisinin, bir koruma tedbiri olarak tutuklama kararının yargısal denetimi üzerindeki önemi üzerinde durulacaktır. Son olarak, kısıtlılık rejimi altındaki tutuklama denetiminin adil yargılanma hakkı kapsamındaki standartları, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ışığında ele alınacaktır.
Ceza Muhakemesi, suç haberinin alınmasıyla başlayıp kovuşturmaya yer olmadığı kararı veya iddianamenin mahkemeye verilmesi ile sona eren soruşturma evresi ile iddianamenin kabulüyle başlayıp bir hükümle sona eren kovuşturma evresinden oluşur . CMK’nın 2’inci Maddesinde, “Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,” şeklinde tanımlanmıştır . Yargıtay’a göre de soruşturma, yetkili mercilere suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi ifade eder 4 .
Bu evrenin amacı kovuşturma için hazırlık yapmaktır. Suç iddiasının gerçekliği araştırılır ve deliller toplanır. Kovuşturma aşamasına geçilip geçilmeyeceği bu aşama sonunda verilecek karar neticesinde belli olur.
Cumhuriyet savcısı, kamu adına yürüttüğü soruşturma sürecinde, kendisine ulaşan ihbar veya şikâyet yoluyla bir suçun işlendiği izlenimini edinir edinmez konuyu araştırmaya başlar. Bu araştırmanın temel amacı, toplanan deliller ışığında kamu davası açılmasına yer olup olmadığının karar vermektir. Cumhuriyet savcısı yaptığı araştırmalar neticesinde bir suç oluştuğuna kanaat getirirse iddianame hazırlar, aksi takdirde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.
Nitekim, ihbar veya şikâyete konu fiilin herhangi bir araştırma yapılmasını gerektirmeyecek derecede suç teşkil etmediğinin açıkça anlaşılması ya da bildirimin soyut ve genel nitelikte olması hallerinde; Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturmaya yer olmadığına karar verilir.
Bu durumda, şikâyet edilen kişiye 'şüpheli' sıfatı verilemez ve lekelenmeme hakkı korunur. Soruşturmaya yer olmadığına dair karar (SYOK), ihbar edene veya şikâyetçiye bildirilir. Bu karara karşı, CMK m. 173 uyarınca Sulh Ceza Hâkimliği’ne itiraz edilebilir.
Soruşturma aşamasının iki amacı vardır. Ön planda olan amaç, kuşku üzerine yapılan araştırma neticesinde iddianame düzenlenmesi için yeterli sebebin bulunup bulunmadığını tespit etmek olup, diğer amaç ise kovuşturma evresinin sağlıklı ilerlemesi için delil toplamaktır.
Avusturya CMK m. 91’e göre soruşturma evresi maddi vakaları ve suç şüphesini araştırmalarla birlikte açıklığa kavuşturmak; savcılığa, dava açmak, yargılamayı geri almak veya yargılamanın düşürülmesine karar verilebilmesi ve duruşmanın icra edilebilmesi için dava açılabilmesi olanağı sunar.
İsviçre Hukukunda ön soruşturma evresi adı verilen evre, polisin araştırma işlemleri ve savcıların soruşturma işlemlerinden oluşur. Ön soruşturmada bir suçun işlenmiş olduğu kuşkusundan hareket edilerek deliller araştırılır ve şüpheli kişi hakkında bir ceza kararnamesi düzenlemesi gerekip gerekmediği ya da şüpheli kişiye karşı bir dava açılıp açılmaması gerekip gerekmediği veyahut takipsizlik kararı verilmesi gerekip gerekmediği araştırılır .
Soruşturma evresinin belli başlı özellikleri bulunmaktadır. Bunlar genel olarak yazılılık, dağınıklık, kamusallık, mecburilik ve gizliliktir 6 . Soruşturmanın gizli yürütülmesi, öncelikle şüphelinin masumiyet karinesini korumayı ve toplumun henüz kesinleşmemiş iddialar üzerinden bir yargıya varmasının önüne geçmeyi amaçlar. Diğer sebebi ise delillerin karartılmasının önüne geçilmesidir. Gizli olarak yürütülmesi neticesinde şüphelilerin veya başka kimselerin delillileri karartmasının önüne geçilecektir. Soruşturma süresince somut olaydaki maddi gerçeğe ulaşmak isteyen Cumhuriyet Savcısı, teknik araçlarla izleme, gizli soruşturmacı atama ya da iletişimin dinlenmesi gibi güvenlik tedbirlerine başvurabilecektir. Bu tedbirlerden haberdar olunması, delillerin karartılmasına ya da dosya kapsamındaki diğer şüphelilerin bilgilendirilmesi suretiyle farklı ifadeler vermelerine neden olabilir. Bu durum ise soruşturmanın sonuçsuz kalmasına yol açabilecektir 7 .
Soruşturmanın gizliliği ilkesinin sınırı savunma hakkıdır. CMK. m. 157, işlemlerindeki gizliliğin ancak “savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla” mümkün olduğunu hükme bağlamıştır. Bu düzenleme, gizlilik ilkesinin savunma makamını işlevsiz kılacak bir engel olarak kullanılamayacağını açıkça teyit etmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca soruşturmanın gizliliği, soruşturmanın başlamasından sona ermesine kadar devam eder. Dolayısıyla, soruşturmanın başlamasından takipsizlik kararına veya iddianamenin kabulü kararına kadar soruşturma işlemeleri, kural olarak gizlidir. CMK. m. 153/4 uyarınca, iddianamenin kabulüyle birlikte müdafi; dosya içeriğini ve muhafaza altına alınan delilleri inceleme, tüm tutanak ile belgelerin örneğini harçsız alma yetkisine sahip olur. Bu düzenleme, iddianamenin kabulüyle birlikte soruşturma evresinin sona ererek kovuşturma evresine geçildiğini ve bu aşamadan itibaren savunma makamının dosyaya tam erişimin sağlamasını sağlar.
Müdafi, CMK m. 2/1-c hükmünde; “Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı” 8 biçiminde tanımlanmıştır. Dolayısıyla ceza muhakemesinde ister ihtiyari ister zorunlu müdafilik durumlarında olsun soruşturma evresinde şüphelinin, kovuşturma evresinde ise sanığın savunmasını üstlenen avukat müdafii sıfatını kazanmaktadır. Müdafii; ceza yargılamasının kurucu unsurları olan sav, savunma ve hüküm üçlüsünden savunma fonksiyonunu yerine getiren bağımsız süjedir. İddia makamı Cumhuriyet savcısı, hüküm makamı ise hâkim tarafından temsil edilmektedir. Ceza muhakemesini oluşturan bu üç kurucu süjenin her birinin üstlendiği diyalektik bir rol söz konusudur. İddia makamı bir tez ileri sürerken, savunma makamı bu teze karşı bir antitez sunacak, uyuşmazlığın dışındaki tarafsız hüküm makamı ise bu muhakeme sürecinin sonunda senteze ulaşacaktır 9 .
Müdafiinin dosya inceleme yetkisi soruşturma ve kovuşturma evresinde farklılık arz eder. Müdafiinin kovuşturma evresinde dosyayı incelmesine ilişkin bir sınırlandırma getirilmemiştir. Duruşmaların aleni olmasından kaynaklanan sebeplerle müdafi kovuşturma evresinde dava dosyasını serbestçe inceleyebilir. Hazırlık soruşturmasının sanık açısından ortaya çıkardığı yük ve yargılamanın bu aşamasının, daha sonraki aşamalar için büyük önem taşıması, etkin bir savunma yapılabilmesi bakımından dosya inceleme hakkının olabildiğince erken sağlanmasını vazgeçilmez kılmaktadır.
Müdafiinin savunmasını en iyi şekilde hazırlayabilmesi için dava dosyasının içeriğinden haberdar olması gerekir. Müdafiye tanınan bu yetki isnadı öğrenme hakkının bir uzantısıdır. Bu hak, silahların eşitliği ilkesinin ayrılmaz bir parçası olarak Anayasa’nın 19’uncu ve 36’ncı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ise 5’inci ve 6’ncı maddeleriyle garanti altına alınmıştır 10 .
Müdafiinin soruşturma evresinde dosyayı inceleme yetkisi, dosyanın kolluk veya savcılıkta bulunması açısından farklılık arz etmez. Müdafiinin kollukta bulunan dosyayı CMK ve Avukatlık Kanunu uyarınca hiçbir izne gerek olmaksızın inceleme yetkisi vardır. Müdafiinin dosya inceleme talebi söz konusu olduğunda, kolluk görevlilerinin veya savcının bu talebi geri çevirme yetkisi bulunmamaktadır. Ancak soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek bir durum var ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine ve sadece Sulh Ceza Hakiminin kararıyla müdafiinin bu yetkisi kısıtlanabilir. Aksi takdirde müdafiini dosyayı serbestçe inceleyebilir 11 .
Savunma makamının bilgi edinme hakkı, CMK. m. 153/1 hükmüyle güvence altına alınmış olup müdafiinin soruşturma evresinde dosya içeriğini incelemesi kural olarak serbest bırakılmıştır. Bu yetki, Avukatlık Kanunu m. 46/2’deki 12 avukatların vekaletname ibraz etmeksizin dosyaları inceleyebileceğine dair amir hükümle desteklenmektedir. Dolayısıyla, savunmanın etkililiği ilkesi gereği müdafiin dosyaya erişimi için vekaletname sunma zorunluluğu bulunmamaktadır; ilgili birimlerin bu talebi yerine getirmesi yasal bir yükümlülüktür.
CMK. m. 153/1’e göre müdafii kural olarak soruşturma evresinde dosya içeriğinin tamamını inceleme hakkına sahiptir. Müdafiye tanınmış bu hakkın istisnası ise aynı maddenin 2’inci fıkrasında getirilen sınırlamadır. Buna göre; “ Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir ”. Bu sınırlama soruşturma safhasında müdafiinin dosya içeriğini incelemesine veya örnek almasına ilişkindir. Müdafii kovuşturma evresinde bir sınırlamaya tabii değildir.
7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
8. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 326, 327, 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337).
b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160 ıncı maddesinde tanımlanan zimmet suçu.
Kanun koyucu, kısıtlılık kararının istisnai niteliğini vurgulamak amacıyla bu tedbiri yalnızca yukarıda sayılan sınırlı sayıdaki katalog suçlara özgülemiştir. Bu liste haricindeki bir suç tipinde soruşturmanın tehlikeye düşme ihtimali ne kadar yüksek olursa olsun gizlilik kararı verilemez. Ne var ki pratik uygulamada, iddia makamının sırf savunmaya karşı dosyayı kapatabilmek amacıyla suç vasfını araçsallaştırdığı sıklıkla görülmektedir. Eylemin niteliği ile örtüşmese dahi, sıradan bir mali veya adli suç soruşturmasının başlangıç aşamasında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” veya “devletin güvenliğine karşı suçlar” kisvesi altında yürütülmesi, uygulamada kısıtlılık kararı almanın bir yöntemi haline dönüşmüştür. Suç vasfının bu şekilde keyfi ve genişletici bir yoruma tabi tutulması, kanunun savunma makamına sağladığı güvenceleri tamamen bertaraf etmekte ve yargısal denetim merci olan Sulh Ceza Hâkimlikleri’nin de bu suni suç vasfı üzerinden matbu gizlilik kararları vermesine zemin hazırlamaktadır.
Müdafiinin bu yetkisi yürütülen soruşturmanın tehlikeye düşebileceği hallerde sınırlanabiliyor. Yukarıda sayma yöntemiyle bahsedilen suçlardan biri olması sınırlama için tek başına yeterli değildir. O suç bakımından yürütülen soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmesi gerekmektedir. Soruşturmanın amacının tehlikeye düşürebilecek olması; dosyanın müdafi tarafından incelenmemesi halinde maddi gerçeğin aydınlatılması güçleşecek, soruşturma gecikecek veya engellenecekse bu durum söz konusudur .
Müdafiinin dosya inceleme yetkisini sınırlandırmasına karar verme yetkisi Sulh Ceza Hakimi’ne aittir. Sulh Ceza Hâkimi bu kararı savcının talebi üzerine verebilir. Hâkimin taleple bağlı kalma zorunluluğu yoktur. Talebi inceleyerek kabul veya ret kararı verebilir. CMK. M.267 gereğince Sulh Ceza Hakimi’nin kararlarına karşılık itiraz kanun yoluna başvurulabilir.
Sulh Ceza Hakimi’nin verdiği kabul veya ret kararı gerekçeli olmak zorundadır. Zira CMK gereği hâkim ve mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Sunulan gerekçede dosyanın incelenmemesinin veya örnek alınmasının neden soruşturmanın amacını tehlikeye düşüreceği gerekçelendirilmelidir. Hiçbir somut delile dayanmayan matbu verilecek olan gizlilik kararları gerekçeli karar niteliği şeklen taşısa da kanunun ruhuna aykırılık teşkil edecektir.
Ceza muhakemesi hukukunda kanun yollarının temel varlık sebebi, ilk derece mercilerinin vermiş olabileceği hatalı kararların hukuki ve fiili denetim yoluyla düzeltilmesi böylece hak ihlallerinin önüne geçilmesidir . Bu bağlamda, CMK m. 153/2 uyarınca soruşturma evresinde verilen müdafiin dosya inceleme yetkisinin kısıtlanması kararları da nihai bir hüküm olmamakla birlikte hakimlerin verdiği her karar gibi CMK m. 267 uyarınca itiraz kanun yolunun denetimine tabi kılınmıştır 15 . Ancak bu kanun yolunun mevcut yasal kurgusu ve uygulanış biçimi, onun teorik amacına hizmet etmekten oldukça uzaktır. Kanun yolu mekanizmasının temel kurallarından biri, uyuşmazlığın kararı veren merciden tamamen soyutlanarak, hiyerarşik bakımdan daha üstte yer alan, dikey ve bağımsız bir üst mahkemenin incelemesine devredilmesini zorunlu kılmasıdır . Oysa yürürlükteki sistemde, bir Sulh Ceza Hakimliği’nin verdiği kısıtlılık kararına karşı yapılan itiraz, bir üst mahkeme yerine, o hâkimliği numara olarak takip eden bir diğer Sulh Ceza Hâkimliği tarafından incelenmektedir. Öğretide yatay denetim olarak adlandırılan bu mekanizma, kanun yolunun fonksiyonel bağımsızlık ve tarafsız denetim ölçütünü ağır biçimde zedelemektedir. Aynı adliyede, aynı statüde görev yapan ve benzer iş yükü altında ezilen eş düzey hâkimlerin, mesleki bir dayanışma refleksi sebebiyle birbirlerinin takdir yetkisine müdahale etmekten kaçınma eğilimi, bu denetim basamağını işlevsiz kılmaktadır . Sulh Ceza Hâkimlikleri arasındaki bu yatay denetim usulü uluslararası hukuki denetim organlarının raporlarında da ağır eleştirilere konu olmuştur. Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu’nun 2017 yılında yayımladığı “Sulh Ceza Hâkimliklerinin Görev, Yetki ve İşleyişine İlişkin Görüş” raporunda bu konuya değinmiştir. Komisyon söz konusu raporunda; itirazların hiyerarşik olarak daha üst bir mahkeme yerine aynı adliyedeki eş düzey bir başka Sulh Ceza Hâkimi tarafından incelenmesinin kapalı devre bir sistem yarattığını açıkça vurgulamıştır 18 . Raporda, bu kapalı devre sisteminin kanun yollarından beklenen objektif denetim amacını zayıflattığı ve meslektaş dayanışması riski barındırdığı için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 13. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı standardını karşılamaktan uzak olduğu tespiti yapılmıştır . Dolayısıyla, kısıtlılık veya tutuklama kararlarına karşı yapılan itirazların, yapısal olarak bağımsız ve dikey bir denetim sunamayan bu mekanizma içinde incelenmesi, hürriyeti kısıtlanan şüphelinin hukuki güvenliğini ciddi şekilde tehlikeye atmaktadır.
İtiraz merciinin benimsediği inceleme yöntemi adaletsizlikleri derinleştirmektedir. İtirazı inceleyen hâkimlik, Cumhuriyet savcılığının “soruşturmanın amacının tehlikeye düşebileceği” yönündeki soyut ve basmakalıp iddialarını somut olay temelinde denetleyecek verilere sahip değildir. İncelemelerin, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırı olarak tamamen duruşmasız ve yalnızca savcılığın sunduğu sınırlı dosya üzerinden yürütülmesi, müdafiin itirazlarını sözlü olarak somutlaştırmasını imkânsız hale getirmektedir.
Sulh Ceza Hâkimi tarafından soruşturmanın amacı tehlikeye düşecekse müdafiinin dosyayı inceleme yetkisi sınırlanabilir. Ancak yapılan bu kısıtlama yetkisi sınırsız değildir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153/3’üncü maddesine göre Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanakların inceleme yetkisi hiçbir şekilde kısıtlanamaz. Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak; kolluk ve savcılıktaki ifadeye veya hâkim karşısındaki sorguya ilişkin tutanaklardır. Şüphelinin ifadeye yönelik yazılı beyanları, ifade tutanağı kapsamında değerlendirilmelidir. Öte yandan şüphelinin vermiş olduğu diğer beyanlara ilişkin tutanaklar CMK’nın 153/3. Maddesinde sayılan belgelerden sayılmazlar.
Müdafiinin savunmasını gereği gibi yapabilmesi için kanunda zikredilen belgelere erişebilmesi hayati bir önem taşımaktadır. Bundan dolayı bu belgeler bir sınırlandırmaya tabii tutulmamıştır. Hiçbir şekilde Cumhuriyet savcısının talebiyle Sulh Ceza Hâkimi müdafiinin bu belgelere olan erişimini kısıtlayamaz.
Soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleme yetkisinin kısıtlanamayacağı halleri düzenleyen CMK m. 153/3 hükmünde, bilirkişi raporları özel bir konuma sahiptir. Maddede sayılan diğer belgeler (şüphelinin ifadesi veya hazır bulunduğu saptanan muhakeme işlemleri) doğası gereği şüphelinin bizzat katılımıyla düzenlene edilen kurucu işlemlerden ibaretken; bilirkişi raporları, iddia makamının topladığı materyallerin uzman eliyle işlenmesi neticesinde ortaya çıkar.
Bilirkişi raporlarının kısıtlama dışı bırakılmasının temel hukuki gerekçesi, bu raporların artık ham veri olmaktan çıkıp, uzman mütalaasıyla objektifleşmiş ve soruşturmanın gizliliğini ya da selametini tehlikeye düşürmeyecek nitelikte teknik birer metne dönüşmüş olmasıdır. Bu noktada uygulamada yapılacak en temel hata, ham veri ile bilirkişi raporunun birbirine karıştırılmasıdır. Örneğin; dosyaya ham biçimde giren HTS kayıtları, dijital materyal imajları veya henüz tasnif edilmemiş deliller kısıtlılık kararına konu edilebilirken, bu verilerin bir uzman incelemesine gönderilerek analitik bir rapora dönüştürülmüş hali CMK m. 153/3 uyarınca derhal müdafiin erişimine açılmalıdır.
Savunmanın, sunulan teknik mütalaaya karşı aksini ispat edecek argümanlar geliştirebilmesi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması adına ek rapor talep etme hakkını (CMK m. 68) etkili biçimde kullanabilmesi, rapora tam ve engelsiz bir şekilde erişebilmesiyle mümkündür. Soruşturmanın gizliliği amacıyla, düzenlenmiş bir bilirkişi raporunun savunmadan gizlenmesi, ceza muhakemesinde her sınırlamada gözetilmesi zorunlu olan "ölçülülük" ilkesini ve adil yargılanmanın temel unsuru olan silahların eşitliği güvencesini doğrudan zedeleyecektir.
Ceza Muhakemesi Hukuku maddi gerçeği ortaya çıkarmayı amaç edinir. Bu amaca ulaşıldığı vakit ise yargılama faaliyeti neticesinde verilen kararların uygulanabilmesi gerekir . Bu sebeple ceza muhakemesinde yargılama faaliyetlerinin gerektiği gibi yürüyebilmesi için bazı koruyucu tedbirlere başvurulması gerekebilmektedir .
Tutuklama delillerin korunması, şüpheli veya sanığın kaçmasını önleme gibi sebeplerle geçici olarak başvurulan bir koruma tedbiridir. Hürriyeti doğrudan doğruya kısıtlaması sebebiyle CMK’da yer alan en ağır tedbir olarak nitelendirilir . Tutuklama kararı gerek soruşturma gerekse kovuşturma aşamasında verilebilir.
Bu tedbir kişinin en temel haklarından olan kişi özgürlüğüne doğrudan müdahaledir. Bu sebeple CMK’da sıkı şartlara bağlanmıştır. Ancak uygulamada yapılan tüm düzenlemelere rağmen tutuklama koruma tedbiri olarak kullanılmaktan daha çok şüpheli veya sanığı cezalandırma aracı olarak kullanılmaktadır 24 .
Hürriyet bireyin en temel haklarından olup Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesi ve Anayasa’nın 19’uncu maddesi gereğince korunmaktadır. Kişi özgürlüğüne gelecek her türlü müdahale bu hakka doğrudan dokunulmuş olur. Kişi özgürlüğü kanunda belirtilen usule uygun olarak ve kanundaki şartları ve süreleri karşılamak suretiyle kısıtlanabilir.
Şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren deliller ve bir tutuklama nedeni bulunmalıdır. Bu şartlar olsa bile hâkim veya mahkeme tutukluluk koruma tedbirine başvurmak zorunda değildir. Bu ihtiyari bir koruma tedbiridir 25 . Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine Sulh Ceza Hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının isteme üzerine veya re ’sen mahkemece karar verilir. Bu sistemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adli kontrol uygulanmasını yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere yer verilir. Tutuklamanın devamına veyahut tahliyenin reddine ilişkin kararlarda: kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedenlerinin varlığı, tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını gösteren delillerle gerekçelendirilerek gösterilmesi gerekir.
Tutuklama kararının verilmesi isnat edilen suç göz önüne alındığında ölçülü olmalıdır. Şüpheli veya sanığın işlediği hakkında kuvvetli suç şüphesi bulunan suç, tutuklama kararı ile özgürlüğe yapılan müdahale dengeli olmalıdır. İsnat edilen suç, verilecek olan tedbire kıyasla çok daha ağır kaçmaktaysa bu tedbir uygulanmamalıdır. Bu ölçülülük hem tutuklama kararı verilirken hem de tutukluluğun gözden geçirmelerinde nazara alınmalıdır. Bu orantılılığı takdir edecek olan kişi Sulh Ceza Hakimidir 26 .
Tutuklamaya itiraz, şüpheli veya sanığa tanınan en önemli haklardan biridir. Bu hakkında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 5/3 27 ve Anayasa m. 19/7 28 ’dir. Tutuklama kararına itiraz kararını öğrenildiği tarihten itibaren iki haftadır. Soruşturma evresinde şüphelinin cezaevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük sürelerde tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceği Cumhuriyet savcısının istemi üzerine Sulh Ceza Hâkimi tarafından 100 madde hükümleri göz önüne alınarak, şüpheli veya müdafi dinlenilmek suretiyle karar verilir.
Soruşturma safhasında Cumhuriyet savcısının talebi üzerine Sulh Ceza Hâkimi tarafından şüphelinin tutuklanmasına karar verilebilir. Tutuklama kararı verilmesi sürecinde savunma hakkının eksiksiz bir biçimde kullanılabilmesi için özellikle tutuklama duruşması öncesinde müdafiye savunma hazırlayabilmesi için olanak sağlanması gerekmektedir .
CMK. m. 153 uyarınca müdafiin dosyayı inceleme ve dosyadan örnek alma yetkisi kısıtlanabilir. Bu kısıtlanma neticesinde verilebilecek olan tutuklama kararına esas teşkil eden dosya içeriği ile delillerin şüpheli ve müdafiye göstermesinin gerekip gerekmediği de yargılanmanın selameti açısından büyük önem arz eder.
Ceza Muhakemesi Kanunumuzda kısıtlılık kararı verilen dosyalarda şüpheli hakkında tutuklama kararı verilemeyeceği ya da şüpheli hakkında tutuklama talebi bulunmakta ise bu talebe esas delillerin şüpheli veya müdafiini tarafından incelenmesi gerektiğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karalarında görülebileceği üzere tutuklama kararına gerekçe oluşturan delillerin kısıtlılık kararı gerekçe gösterilecek müdafiye açılmaması AİHS’nin 5’inci maddesinde düzenlenen özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal eder . Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihatları uyarınca; kişi hürriyetini kısıtlayan bir tedbirin hukukiliğini denetleyen merci, iddia ve savunma makamları arasındaki silahların eşitliği dengesini gözetmesi gerekir. Tutuklama kararına temel oluşturan delillere müdafi incelemesine sunulmadan verilecek tutuklama kararı kişinin madde 5 bağlamında hakkını ihlal edecektir.
AİHM soruşturmanın amacının tehlikeye düşecek olması hallinde dosya için verilen kısıtlılık kararının sözleşmeye aykırı bulmamakla birlikte bu tedbire başvurulması halinde kişinin hürriyetinin kısıtlanacağından yola çıkarak bu tedbirin verilmesine sebebiyet veren delillere şüphelinin ve müdafiin ulaşması gerektiğine bu delillerin onlardan gizlenmemesi gerektiğine hükmetmiştir. Başka bir kararında ise şüphelinin ve müdafiinin kısıtlılık sebebiyle dosyayı inceleyememesinden dolayı etkili bir savunma hazırlayamamasını sözleşmenin 5’inci maddesini ihlal eder nitelikte olduğunu belirtmiştir. Mahkeme’ye göre, müdafi ile özgürlüğü kısıtlanan kişiden gizlenemeyeceğine hükmedilen bilgiler dosya kapsamındaki tüm olay ve deliller olmayıp, yalnızca tutuklama kararına temel oluşturan olay ve delillerdir. Tutuklama kararına temel oluşturan olay ve delillerin müdafi ile özgürlüğü kısıtlanan kişiye inceletilmesi koşuluyla, bu kişilerin dosyadaki diğer içeriğe erişimlerinin kısıtlanması mümkündür.
Anayasa Mahkemesi konuya müdafiin dosya inceleme yetkisinin kısıtlanmasına rağmen tutuklama kararı verilebilmesinin mümkün olduğuna hükmetmiştir. Ancak Mahkeme’ye göre burada kişinin, tutukluluğuna temel teşkil eden bilgi ve belgelerin içeriğinden haberdar olması ve savunmasını buna göre hazırlama imkânının bulunması gerekir. Değişen içtihatlarla birlikte mahkeme, savunma hakkının yalnız bilgilendirme ile geçiştirilemeyeceğini, delillere erişimi bir zorunluluk olduğunu belirtmiştir.
Tutuklama; suç işlediğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphenin ve bir tutuklama nedeninin varlığı halinde şüpheli veya sanığın, hakkında kesin hüküm verilmeden önce özgürlüğünden geçici bir süre mahrum bırakılması sonucunu doğuran ağır bir koruma tedbiridir 31 . Anayasa m. 19/8’de yer alan “Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.” şeklindeki amir düzenleme gereğince, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını sınırlayan bu tedbire karşı etkili bir şekilde itiraz edilebilmesi anayasal bir güvencedir.
Hukukumuzda itiraz kanun yolu, hâkim kararları ile kanunun açıkça gösterdiği hallerde mahkeme kararlarına karşı başvurulabilen olağan bir denetim mekanizmasıdır. CMK m. 101/5 uyarınca tutuklama kararlarına karşı itiraz yolu açık tutulmuş olup 7499 sayılı Kanun ile yapılan güncel değişiklik neticesinde itiraz süresi kararın öğrenilmesinden itibaren iki hafta olarak belirlenmiştir. CMK m. 268/3-b fıkrası uyarınca Sulh Ceza Hâkimliği’nin tutuklama ve adli kontrole ilişkin verdiği kararlara karşı yapılan itirazların incelenmesi, kural olarak yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir .
CMK m. 268/3-b ile getirilen bu düzenleme, ceza muhakemesi kanun yolu sistemi içinde uygulamada ciddi bir işleyiş sorunu yaratmaktadır. Kanun koyucu, kişi hürriyetini doğrudan etkileyen tutuklama tedbirine karşı, daha güvenceli bir denetim sağlamak amacıyla itiraz incelemesini üst bir merci olan Asliye Ceza Mahkemesi’ne vermiştir. Buna karşılık, tutuklama kararının temelini oluşturan ve savunmanın argüman üretmesini doğrudan engelleyen dosya kısıtlılığı kararına karşı yapılan itirazlar, hâlâ Sulh Ceza Hâkimliklerinin yatay denetimine tabidir.
Tutukluluğun yargısal denetimi sadece itiraz kanun yoluyla sınırlı değildir. Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde, CMK m. 108 uyarınca en geç otuzar günlük periyotlarla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususu Sulh Ceza Hâkimi tarafından re'sen veya savcının istemi üzerine incelenmek zorundadır . Uygulamada bu denetim mekanizması, kanunun lafzına ve ruhuna aykırı biçimde, esastan ve yargısal derinlikten uzak, adeta otomatikleşmiş bir evrak inceleme sistemine dönüştürülmüştür. Hâkimlikler, hürriyeti kısıtlanan şüpheliyi veya müdafiini bizzat dinleyerek somut olguları tartışmak yerine, çoğunlukla iddia makamının soyut uzatma taleplerini dosya üzerinden evrak tetkikiyle onaylamakta ve tutukluluğu otomatik olarak sürdürmektedir. Bu durum, kişi özgürlüğünü koruması gereken koruyucu bir mekanizmayı, işlevsiz ve şekli bir prosedür haline getirmektedir .
Uygulamadaki bu şekli inceleme alışkanlığı, beraberinde gerekçesiz karar problemini de derinleştirmektedir. Sulh Ceza Hâkimlikleri, özellikle üzerinde kısıtlılık kararı bulunan dosyalarda tutukluluğun devamına karar verirken veya itirazları reddederken, Anayasa m. 141/3 ve CMK m. 34'ün aradığı somut ve denetlenebilir gerekçeleri göstermekten kaçınmaktadır. Bunun yerine; “suçun vasıf ve mahiyeti” , “mevcut delil durumu” , “kısıtlılık kararının devam ediyor oluşu” veya “adli kontrolün yetersiz kalacağı” gibi basmakalıp, matbu ve soyut formüller yinelenmektedir. Kararların bu şekilde gerekçeden yoksun bırakılması, müdafiinin hangi delile, hangi şüphe odaklı olguya karşı argüman üreteceğini bilmesini imkânsız kılmakta; gerekçeli karar hakkını ve buna bağlı olarak itiraz hakkını tamamen felç etmektedir .
Soruşturma dosyası üzerindeki kısıtlılık rejimi ise bu silahların eşitliği güvencesini kökünden sarsmaktadır. İddia makamı, kamusal gücünü kullanarak tanık beyanlarına, teknik takiplere ve HTS kayıtlarına tam olarak hâkimken ve isnadını bu veriler üzerine kurarken; müdafi, kısıtlılık kararı neticesinde sadece CMK m. 153/3’ün dar istisnaları olan şüpheli ifadeleri, tutanaklar ve bilirkişi raporları üzerinden savunma yapmaya zorlanmaktadır. Ortaya çıkan bu asimetri karşısında müdafi, suçlamaları somut olarak çürütememektedir; çünkü neye karşı itiraz ettiğini, tutuklamaya tam olarak hangi gizli belgenin dayanak yapıldığını bilmemektedir. Savunma, deliller yerine zorunlu olarak varsayımlar üzerinde inşa edilmekte, bu da pratik sahada "birbirinin kopyası haline gelmiş" matbu itiraz dilekçelerinin doğmasına yol açmaktadır.
Müdafiinin dosyaya erişiminin kısıtlandığı durumlarda verilen tutuklama kararları her zaman tartışma konusu olmuştur. Bu durum gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarına gerek de Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda etraflıca değerlendirilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hakkaniyete uygun yargılama kavramından hareket ederek adil yargılamanın gereklerini saptamıştır. AİHM’ye göre hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleşebilmesi için yargılama sırasında alınan önlemlerin savunma hakkının özüne dokunmamasıdır.
Sözleşme’nin 6’ncı maddesinin 3’üncü fıkrasının (b) bendine göre sanık, savunmasını uygun bir şekilde düzenleyebilmeli, yargılamayı yürüten mahkeme önünde ilgili tüm savunma beyanlarını dile getirebilmeli ve böylece yargılamanın sonucunu etkileyebilme imkânına sahip olmalıdır . Bu husus çelişmeli yargılama ilkesinin de bir gereğidir.
Şüphelinin kendisine isnat edilen suçlamalara karşı kendisini savunabilmesi için dosyada kendisine ve müdafiine kısıtlanan dosyadaki delillere erişebilmesi gerekir. Bu belgelere erişim sağlayamaması Sözleşme’nin 6’ncı maddesinin 3’üncü fıkrasının (b) bendinde güvence altına alınan hakkının ihlal edilmesine sebebiyet verebilir. Bundan dolayı kişinin savunmasını hazırlayabilmesi için bu belgelere erişimine izin verilmelidir . Bununla birlikte AİHM, dosyaya erişim hakkının mutlak bir hak olmadığını kabul etmektedir. Dosyadaki belgelere ulaşmak açısından yargılamanın her aşamasında taraflar arasında tam bir eşitlik olması gerekmemektedir 38 .
AİHM, her ne kadar soruşturmanın amacının ve gizliliğinin tehlikeye düşecek olması hâlinde müdafiinin dosya inceleme yetkisinin kısıtlanmasını AİHS’ne aykırı bulmasa da tutuklama tedbirine başvurulması hâlinde kişi özgürlüğünün kısıtlanmış olacağından bahisle, bu tedbire başvurulmasına dayanak oluşturan olay ve delillerin bulunduğu dosya içeriğinin özgürlüğü kısıtlanan kişi ile müdafiden gizlenemeyeceğine hükmetmiştir. Bu husus Garcia Alva/Almanya kararında 39 şu şekilde açıklanmıştır:
savunma hakkının esaslı bir biçimde ihlal edilmesi pahasına kullanılamaz.
Dochnal/Polonya kararında , soruşturma aşamasında hem şüphelinin hem de müdafiinin gizli dokümanları uzun bir süre inceleyemediği için etkili bir savunma hazırlayamaması durumu, AİHS’nin 5’inci maddesini ihlal eder nitelikte bulunmuştur. Mahkeme’ye göre, müdafii ile özgürlüğü kısıtlanan kişiden gizlenemeyeceğine hükmedilen bilgiler dosya kapsamındaki tüm olay ve deliller olmayıp, yalnızca tutuklama kararına temel oluşturan olay ve delillerdir. Tutuklama kararına temel oluşturan olay ve delillerin müdafi ile özgürlüğü kısıtlanan kişiye inceletilmesi koşuluyla, bu kişilerin dosyadaki diğer içeriğe erişimlerinin kısıtlanması mümkündür.
Almanya’da 1.11.2000 tarihinde yürürlüğe giren bir kanun ile eklenen Alman CMUK. m. 147/5 ile savcı tarafından dosyayı inceleme hakkının reddedilmesine karşı üç durumda özel bir yargısal denetim öngörülmüştür 41 .
Buna göre Savcılık tarafından dosyanın incelenmesine ilişkin talebin reddine karşı, üç durumda yargı yoluna gidilebilir:
b) Alman CMUK m.147/3’de öngörülen ayrıcalıklı belgelerin incelenmesine muhalefet edilmiş ise;
c) Sanık özgürlüğünden alıkonulmuş ise.
Yapılan bu yenilik sayesinde yeterince gerekçelendirilmeden verilen ve soruşturmanın amacının tehlikeye düşeceğinden bahisle dosyaya getirilen kısıtlılık kararlarına karşı dosya inceleme hakkına engel olmalarının önü alınmış olacaktır.
Tutuklama tedbirinin keyfiyetten uzak tutulması adına, yargı mercileri yalnızca makul şüphenin varlığıyla yetinmemeli; aynı zamanda tutuklama amacına hizmet eden, somut olaya özgü ve tatmin edici gerekçeler sunmalıdır. Gerekçe gösterme yükümlülüğü, yakalama işleminin ardından tesis edilen ilk tutuklama kararıyla birlikte ivedilikle uygulama alanı bulur .
Avrupa İnsan Hakları verdiği Mahkemesi Ceviz/Türkiye kararında 43 soruşturma aşamasında müdafiinin dosya inceleme yetkisi kısıtlandığı için baş şüphelinin ifadeleri, telefon kayıtları ve teknik izleme sonuçlarına ulaşılamamasına rağmen, Cumhuriyet savcısı ve hâkim tarafından alınan şüpheli ifadesinde zikredilen tüm deliller hakkında şüpheli ve müdafiye sözlü bilgi verildiği için, AİHS’nin 5’inci maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu şu şekilde açıklamıştır:
Soruşturmanın gizliliği amacıyla getirilen kısıtlılık kararı, tek başına Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin sağladığı güvencelere aykırılık teşkil etmez; ancak bu kısıtlama, müdafiinin tutuklamaya temel oluşturan ana delillere erişimini imkânsız kılıyorsa hak ihlali doğurur. Bir başka deyişle, hürriyeti kısıtlanan kişinin, kendisine yönelik tutuklama gerekçelerini test etme ve çürütme imkânı bütünüyle elinden alınmışsa, denetim süreci Sözleşme m. 5/4 anlamında etkisiz hale gelmiş sayılır.
tutuklama tedbirinin uygulanmasına engel teşkil etmeyeceğini belirtmektedir.
Mahkeme Hidayet Karaca başvurusunda cumhuriyet savcısı ya da mahkemenin ifade sırasında verdiği bilgileri yeterli bulmakta, dosyanın incelenmesini şart koşmamaktadır. Bu durumu mahkeme şöyle izah etmektedir:
Anayasa Mahkemesi, İzettin Alpergin’in soruşturma dosyasında gizlilik kararı verilmiş olması sebebiyle etkin bir savunma yapamadığına ilişkin yaptığı başvuruda kişinin tutukluluğunun temelini oluşturan belgeler hakkında yeterli bilgiye sahip olmasının Anayasa madde 19/8 yönünden ihlal oluşturmayacağına karar vermiştir 45 . Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
haberdar olarak müdafi ile birlikte ayrıntılı şekilde savunma yaptıkları görülmektedir.
Anayasa Mahkemesi halihazırdaki içtihadını değiştirerek soruşturma dosyasına getirilen kısıtlılık kararına ilişkin yeni kriterler getirmiştir. Özelikle suç işlemek amacıyla örgüt kurma, devlete karşı işlenen suçlar ve terör suçlarında kısıtlılık kararı neredeyse otomatik verilmektedir 46 . Anayasa Mahkemesi’nin Hüda Kaya başvurusu 47 ile bu içtihat yapısı değişmiştir. AYM artık savunma hakkının sadece bilgilendirme ile geçiştirilemeyeceğini, delillere erişimi bir zorunluluk olduğunu bu kararında belirtmiştir. Dosyaya erişimin kısıtlanmasının getirdiği zorlukları ve bunun telafi edilmesi gerektiğini şu şekilde açıklamıştır:
kapsamda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine riayet edilmelidir.
Anayasa Mahkemesi, somut olay bazında yaptığı değerlendirmede ne iddia makamının kısıtlama talebinde ne de ilgili yargı kararında, dosya içeriğinin savunmaya açılmasının soruşturmanın selameti açısından doğuracağı risklerin somutlaştırılmadığına dikkat çekmiştir. Mahkeme’ye göre, kısıtlama talebi ve kararında yalnızca kanuni düzenlemenin lafzının yinelenmesi, CMK m. 153 uyarınca savunma hakkına getirilen bu ağır müdahaleyi meşrulaştırmak için yeterli değildir. Dolayısıyla, üstün bir kamu yararının varlığı net bir şekilde ispatlanmadan dosyanın müdafiye kısıtlanması; şüphelinin, özgürlüğünden mahrum bırakılma nedenlerini denetleme ve bunlara karşı etkili bir savunma geliştirme kapasitesini ortadan kaldırmıştır. Netice itibarıyla, savunmanın delillere erişiminin hukuki dayanaktan yoksun şekilde engellenmesi, Anayasa’nın 19/8. maddesinde güvence altına alınan hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir.
Anayasa Mahkemesi, Hüda Kaya kararıyla belirlediği getirdiği içtihadı istikrarlı bir şekilde sürdürerek benzer dosyalarda da aynı çizgide hareket etmektedir. Mahkeme, haklı ve somut bir gerekçe sunulmaksızın savunma makamının dosya içeriğine erişiminin engellendiği durumlarda; şüphelilerin, hürriyeti kısıtlayan iddialara karşı nitelikli ve ikna edici bir itiraz geliştirme şanslarının kalmadığını tespit etmektedir. Bu doğrultuda mahkeme, savunmanın delilleri denetleme imkânından mahrum bırakılmasını adil bir tutukluluk incelemesiyle bağdaştırmamakta ve bu tür kısıtlamaların tutukluluk denetimini işlevsiz kılması nedeniyle ihlal kararları vermeye devam etmektedir .
şüphelinin adil yargılanma hakkı ile adil bir denge içinde yürütülmek zorundadır.
olarak verilmesi, savunma hakkının özünü ciddi şekilde zedelemektedir.
halini almaktadır.
ihlali olarak kabul etmektedir.
ilkesinin bir gereği olarak adil yargılanma hakkını güvence altına alacaktır.
C. 4, S. 40, Nisan 2006, s. 1297-1310.
Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi , C. 15, S. 2, 2025, s. 1277-1294.
S. 6, Kasım 2011, s. 34-45.
CENTEL , Nur / ZAFER , Hamide: Ceza Muhakemesi Hukuku , İstanbul, 2024.
Dergisi , C. 6, S. 1, 2004, s. 67-111.
Soruşturması Dosyasını İnceleme Hakkı”, Hukuk Kuramı , C. 3, S. 5, 2016, s. 46-60.
Muhakemesi Hukuku , 17. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2024.
GÜLTAŞ , Veysel: 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Işığı Altında Tutuklama , 1.
Baskı, Günaydın Yayınları, İzmir, 2006.
Hakkı , Beta, İstanbul, 2013.
KOCAOĞLU , Serhat Sinan: Müdafi , 2. Baskı, Seçkin, Ankara, 2012.
Beta, İstanbul, 1989.
Hukuku , 14. Baskı, Beta, İstanbul, 2017.
Yasaklılık Halleri , Seçkin, Ankara, 2004.
ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku , Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2023.
Barosu Dergisi , C. 85, S. 1, 2011, s. 34-40.
SINAR , Hasan: Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama , 1. Baskı, Seçkin, Ankara, 2001.
2025.
1 Ceza Muhakemesi Kanunu, C. 5271, C. 5271 §, (2004), (Çevrimiçi) www.mevzuat.gov.tr, 23.11.2025. m.153 (Erişim Tarihi: 12.05.2026). 2 3 2 Nurullah Kunter, Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku , 14. Baskı, Beta, İstanbul 2017, s. 87.
3 Ceza Muhakemesi Kanunu m.2.
4 YCGK, T. 17.06.2006, E. 2006/5-165, K. 2006/160. (Çevrimiçi) https://www.lexpera.com.tr, (E. T.: 12.05.2026) 5
5 Yener Ünver, Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku , 24. Baskı, Seçkin, Ankara 2025, s. 1401. 6 Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku , İstanbul 2024, s. 103.
7 Serhat Sinan Kocaoğlu, Müdafi, 2. Baskı, Seçkin, Ankara 2012, s. 172. 8 Ceza Muhakemesi Kanunu m.2. 9 Fatih Selami Mahmutoğlu, Selman Dursun, Türk Hukukunda Müdafiin Yasaklılık Halleri , Seçkin, Ankara 2004, s. 20.
10 Mustafa Ruhan Erdem, AİHM Kararları Işığında Tutuklu Sanık Bakımından Hazırlık Soruşturması Dosyasını İnceleme Hakkı , Hukuk Kuramı , C. 3, S. 5, 2016, s. 46
11 Mehmet Emin Alşahin, Müdafiin Dosyayı İnceleme Yetkisi, Legal Hukuk Dergisi , C. 4, S. 40, Nisan 2006, s. 1297
12 “Avukatlık Kanunu”, C. 1136, C. 1136 §, (1969), (Çevrimiçi) www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.1136.pdf, 15.06.2026. m.46. (E. T.: 12.05.2026) 13 13 Mahmutoğlu / Dursun, a.g.e. , s. 139. 14 16
14 Ahmet Gökcen / Mehmet Emin Alşahin / Kerim Çakır / Murat Balcı , Ceza Muhakemesi Hukuku , 17. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2024, s. 715-718.
15 Nurullah Kunter / Feridun Yenisey / Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku , (Geliştirilmiş Baskı ), s. 832. 16 Gökcen / Alşahin / Çakır / Balcı, a.g.e. , s. 722; 17 19 17 Bahri Öztürk / Durmuş Tezcan / Mustafa Ruhan Erdem [ve diğerleri], Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku , Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2023, s. 680.
18 Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu, Türkiye’deki Sulh Ceza Hâkimliklerinin Görev, Yetki ve İşleyişine İlişkin Görüş (Opinion on the Duties, Competences and Functioning of the Criminal Peace Judgeships) , Görüş No: 852/2016, 13 Mart 2017, CDL-AD(2017)004, parag. 73. 19 Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu , a.g.e. , parag. 74-75. 20 20 CENTEL / ZAFER, a.g.e. , s. 121. 21 22 23 21 Aynı eser. 22 Nurullah KUNTER, Muhakeme Hukuku Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku , 9. Baskı, Beta, İstanbul 1989, s. 329.
23 Bahri ÖZTÜRK vd., “Tutukluluk Süreleri ve Temyiz Aşaması ”, İstanbul Barosu Dergisi , C. 85, S. 1, 2011, s. 34.
24 Murat BALCI, “Tutukluluk Süreleri ve Temyiz Aşaması”, İstanbul Barosu Dergisi , C. 85, S. 6, Kasım 2011, s. 34-45
25 YCGK, T. 16.12.2008, E. 2008/4-225, K. 2008/231. (Çevrimiçi) https://www.lexpera.com.tr, (E. T.: 21.05.2026)
26 Veysel GÜLTAŞ, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Işığı Altında Tutuklama , 1. Baskı, Günaydın Yayınları, İzmir 2006, s. 50. 29 30
27 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”, C. AİHS, C. AİHS §, (1950), (Çevrimiçi) www.google.com/search?q=avrupa+insan+haklar%C4%B1+s%C3%B6zle%C5%9Fmesi, 15.06.2026. m.5, (E. T.: 21.05.2026)
28 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası”, C. 2709, C. 2709 §, (1982), (Çevrimiçi) www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=2709&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5, 15.06.2026. m.19,(E. T.: 21.05.2026)
29 Hasan SINAR, Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama , 1. Baskı, Seçkin, Ankara 2001, s. 245. 30 ÜNVER / HAKERİ , a.g.e. , s. 253. 32 33
31 CENTEL / ZAFER , a.g.e. , s. 103; ÜNVER / HAKERİ , a.g.e. , s. 253.
34 ERDEM, “AİHM Kararları Işığında... (2004)”, a.g.m . , s. 80.
35 ERDEM, “AİHM Kararları Işığında... (2004 ) ”, a.g.m . , s. 85; ERDEM, “AİHM Kararları Işığında... (2016)”, a.g.m. , s. 46. 36 37
36 AİHM, Can v. Avusturya, B. No: 9300/81”, C. Can v. Avusturya, C. Can v.Avusturya §, (1984)parag. 53., (Çevrimiçi),hudoc.echr.coe.int/eng#{%22itemid%22:[%22001-57457%22]}, Erişim Tarihi: 15.06.2026, AİHM, Gregacevic v. Hırvatistan, B. No: 58331/09”, C. Gregacevic v. Hırvatistan, C. Gregacevic v. Hırvatistan §, (2012)parag. 51., (Çevrimiçi),hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-112090, Erişim Tarihi: 15.06.2026
37 AİHM, Rasmussen v. Polonya, B. No: 38886/05”, C. Rasmussen v. Polonya, C. Rasmussen v. Polonya §, (2009)parag. 48-49., (Çevrimiçi),hudoc.echr.coe.int/eng#{%22itemid%22:[%22001-92429%22]}, Erişim Tarihi: 15.06.2026 40 38 Sibel İNCEOĞLU, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı , Beta, İstanbul 2013, s. 237.
39 AİHM, Garcia Alva v. Almanya, B. No: 23541/94”, C. Garcia Alva v. Almanya, C. Garcia Alva v. Almanya §, (2001)parag. 42., (Çevrimiçi),hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-59208, Erişim Tarihi: 15.06.2026
40 AİHM, Dochnal v. Polonya, B. No: 31622/07”, C. Dochnal v. Polonya, C. Dochnal v. Polonya §, (2012)parag. 84-85., (Çevrimiçi),hudoc.echr.coe.int/fre?i=001-113139, Erişim Tarihi: 15.06.2026 42
41 Mustafa Ruhan ERDEM, “AİHM Kararları Işığında Tutuklu Sanık Bakımından Hazırlık Soruşturması Dosyasını İnceleme Hakkı”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi , C. 6, S. 1, 2004, s. 67-111
42 AİHM, Alparslan Altan v. Türkiye, B. No: 12778/17”, C. Alparslan Altan v. Türkiye, C. Alparslan Altan v. Türkiye §, (2019)parag. 130., (Çevrimiçi),hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-195054, Erişim Tarihi: 15.06.2026
43 AİHM, Ceviz v. Türkiye, B. No: 8140/08”, C. Ceviz v. Türkiye, C. Ceviz v. Türkiye §, (2012)parag. 47-48., (Çevrimiçi),hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-77506, Erişim Tarihi: 15.06.2026 44
44 AYM, Hidayet Karaca, B. No: 2015/144”, C. Hidayet Karaca, C. Hidayet Karaca §, (2015)parag. 107., (Çevrimiçi),kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr, Erişim Tarihi: 15.06.2026 45 AYM, İzzettin Alpergin, B. No: 2013/385”, C. İzzettin Alpergin, C. İzzettin Alpergin §, (2015)parag. 56-57., (Çevrimiçi),kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr, Erişim Tarihi: 15.06.2026
46 Volkan ASLAN, “Anayasa Mahkemesinin Güncel Kararları Işığında Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlanmasının Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkına Etkisi”, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi , C. 15, S. 2, 2025, s. 1277-1294
47 AYM, Hüda Kaya, B. No: 2023/102251, RG. 05.08.2025, S. 32977”, C. Hüda Kaya, C. Hüda Kaya §, (2025)parag. 92., (Çevrimiçi),kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr, Erişim Tarihi: 15.06.2026 48
48 Volkan Aslan, “Anayasa Mahkemesinin Güncel Kararları Işığında Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlanmasının Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkına Etkisi”, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi , C. 15, S. 2, 2025, s. 1277.
KÜHEYLAN HUKUK