Türk Medeni Kanunu m.24-25, Türk Borçlar Kanunu m.58 ve 5187 sayılı Basın Kanunu m.13 Kapsamında Kişilik Hakkı İhlali 2026 yılı itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuat ve Kasım 2026 tarihli resmî kaynaklar esas alınarak hazırlanmıştır.
Gazete, dergi, televizyon veya internet haber sitesinde yapılan bir yayın kişilik hakkını hukuka aykırı biçimde zedelerse, zarar gören kişi manevi tazminat ve kınama kararının yayımlanması talepleriyle asliye hukuk mahkemesinde dava açabilir. Yargıtay, basın özgürlüğü ile kişilik hakkının çatıştığı uyuşmazlıklarda haberin görünür gerçekliğe uygunluğunu, kamu yararını, toplumsal ilgiyi, güncelliği ve öz ile biçim arasındaki dengeyi birlikte değerlendirir. Eser sahibi, yayın sahibi ve varsa temsilcisi zarardan müştereken ve müteselsilen sorumludur. Dava, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren iki yıl, her hâlde yayından itibaren on yıl içinde açılmalıdır.
Basın Yoluyla Kişilik Hakkı İhlali Ne Zaman Hukuka Aykırıdır?
Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesine göre kişilik hakkına yapılan her saldırı, zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği bir yetki ile haklı kılınmadıkça hukuka aykırıdır. Basın açısından en sık ileri sürülen hukuka uygunluk sebebi, kamunun haber alma hakkından doğan üstün kamusal yarardır. Anayasa'nın 28. maddesi ve 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesi basına bilgi edinme, yayma, eleştirme ve yorumlama özgürlüğü tanır; aynı madde bu özgürlüğün başkalarının şöhret ve hakları gözetilerek sınırlanabileceğini de açıkça belirtir.
Bu nedenle her olumsuz haber tazminat doğurmaz. Bir kamu görevlisinin, siyasetçinin veya kamuoyunun gündeminde olan bir şirketin faaliyetlerini eleştiren, sert ve hatta rahatsız edici bir dil kullanan yayın da korunabilir. Hukuka aykırılık, haberin gerçeklik temeli taşımadığı, kamu yararı bağlantısının kurulamadığı ya da kullanılan dilin haberin özünü aşarak kişiyi küçük düşürmeye yöneldiği durumlarda ortaya çıkar.
Yargıtay Hangi Ölçütleri Uygular?
Basın yoluyla kişilik hakkı ihlaline dayanan davalara Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bakmaktadır. Daire, yerleşik kararlarında yayının değerlendirilmesinde şu ölçütleri esas alır: haberin görünür gerçekliğe uygun olması, haberde kamu yararı ve toplumsal ilginin bulunması, konunun güncel olması ve haberin özü ile sunuluş biçimi arasında düşünsel bağın korunması. Görünür gerçeklik, gazetecinin yayın anında elindeki bilgi ve belgelerin, makul bir özenle bakıldığında haberi doğrular nitelikte olmasını ifade eder; sonradan ortaya çıkan maddi gerçeğin farklı olması tek başına hukuka aykırılık sonucunu doğurmaz.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 15.11.2022 tarihli ve E.2021/103, K.2022/14707 sayılı kararında, okuyucunun dikkatini çekmek için çarpıcı başlık kullanılmasının bir gazetecilik tekniği olduğunu, haber bir bütün olarak incelendiğinde toplumsal ilgi ve kamu yararı bulunuyorsa öz ile biçim dengesinin bozulmadığını kabul ederek tazminata hükmeden kararı bozmuştur. Buna karşılık aynı Daire, 20.03.2025 tarihli ve E.2024/6284, K.2025/4657 sayılı kararında, gerçekliği araştırılmadan bir sosyal medya hesabından alınan ses kayıtlarına dayanılarak kesin yargı içeren ifadelerle somut olgu isnadında bulunan haber nedeniyle hükmedilen manevi tazminatı onamıştır. Daire bu kararda, Anayasa Mahkemesinin doğrulanmamış veya yanlış bilgilerin yayılmasında kamunun haber alma hakkının bulunmadığına ilişkin Enver Kaya (3) kararına (B. No: 2020/20482, 6/9/2023) atıf yapmıştır.
Bu iki karar birlikte okunduğunda ortaya çıkan ölçü şudur: Başlığın sertliği değil, haberin dayandığı kaynağın doğrulanma düzeyi belirleyicidir. Resmî bir açıklamaya, iddianameye veya mahkeme kararına dayanan haber kural olarak korunurken, teyit edilmemiş anonim kaynaklara dayanan ve kesin hüküm kurar gibi yazılan haber korunmaz.
Davada Kimler Sorumludur ve Ne Talep Edilebilir?
Basın Kanunu'nun 13. maddesi, basılmış eserler veya internet haber siteleri yoluyla işlenen fiillerden doğan maddi ve manevi zararlardan süreli yayınlarda eser sahibinin, yayın sahibinin ve varsa temsilcisinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu düzenler. Yayın sahibi şirket ise anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde en üst yönetici de şirketle birlikte sorumludur. Yayının fiilden sonra devredilmesi veya başka bir yayınla birleşmesi sorumluluğu ortadan kaldırmaz; devralan da müteselsil sorumlu olur.
Davacı, Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesine göre manevi tazminat talep edebilir. Hâkim para yerine veya paraya ek olarak saldırıyı kınayan bir karar verilmesine ve bu kararın yayımlanmasına da hükmedebilir. Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesi ise saldırının önlenmesi, sürmekte olan saldırının sona erdirilmesi, hukuka aykırılığın tespiti ve kararın üçüncü kişilere bildirilmesi veya yayımlanması imkânlarını tanır. Tüzel kişiler de ticari itibarlarının zedelenmesi hâlinde manevi tazminat isteyebilir.
İnternet haber sitelerindeki içeriklerin kaldırılması bakımından bir güncel noktaya dikkat edilmelidir: 5651 sayılı Kanun'un kişilik hakkı ihlalinde sulh ceza hâkimliğinden erişim engeli istenmesini düzenleyen 9. maddesi, Anayasa Mahkemesinin
E.2020/76, K.2023/172 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve yerine yeni bir hüküm getirilmemiştir. Bu nedenle içeriğin kaldırılması talebi, tazminat davası içinde Türk Medeni Kanunu m.25 ve ihtiyati tedbir hükümleri çerçevesinde ileri sürülmelidir.
Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Haksız fiile dayanan davalarda Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca davacı, davayı haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yer ya da kendi yerleşim yeri mahkemesinde açabilir. Ulusal yayınlarda bu kural, davacıya kendi bulunduğu yerde dava açma imkânı verir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesine göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl, her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Fiil aynı zamanda ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımı öngörülen bir suç oluşturuyorsa, ceza zamanaşımı uygulanır. Faiz, haksız fiil tarihi olan yayın tarihinden itibaren işletilir.
Olay Özet Formu: Kurgusal örnek: Bir internet haber sitesi, bölgede tanınan bir diş hekiminin "sahte diploma ile yıllarca hasta baktığını" yazmıştır. Haberin tek kaynağı isimsiz bir sosyal medya paylaşımıdır. Hekim, haberin yayımından sonra randevu iptalleri yaşamış ve meslek odasına şikâyetler yöneltilmiştir. Süreç: Hekim, diplomasının ve uzmanlık belgelerinin onaylı örneklerini temin ederek internet haber sitesine cevap ve düzeltme metni göndermiş, ardından eser sahibi muhabir, site sahibi şirket ve şirketin yöneticisi aleyhine kendi yerleşim yerindeki asliye hukuk mahkemesinde manevi tazminat, kınama kararının yayımı ve içeriğin kaldırılması talepleriyle dava açmıştır. Sonuç: Yargıtay uygulamasına göre haber, doğrulanmamış bir kaynağa dayanılarak kesin yargı içeren bir dille yazıldığından görünür gerçeklik ölçütünü karşılamamaktadır. Kamu sağlığına ilişkin bir konu olması tek başına haberi korumaz; gazetecinin makul doğrulama yükümlülüğünü yerine getirmesi gerekirdi. Bu tür bir dosyada tazminat ve kınama talebinin kabulü beklenir.
Haberde isim geçmiyorsa dava açılabilir mi?
Haberde isim kullanılmasa dahi fotoğraf, unvan, işyeri veya olayın ayrıntıları nedeniyle kişinin çevresi tarafından tereddütsüz tanınması mümkünse dava açılabilir. Belirleyici olan, okuyucunun haberin kimden söz ettiğini anlayabilmesidir.
Cevap ve düzeltme hakkını kullanmak tazminat hakkını ortadan kaldırır mı?
Hayır. Tekzip hakkı ile tazminat davası birbirinden bağımsızdır. Tekzip metninin yayımlanması, manevi tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınabilir ancak dava hakkını sona erdirmez.
Siyasetçiler ve kamu görevlileri daha fazla eleştiriye katlanmak zorunda mıdır?
Evet. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre kamusal kişilikler hakkındaki eleştirinin sınırı, sıradan bireylere göre daha geniştir. Ancak bu genişlik, gerçek dışı olgu isnadını korumaz.
Haberi yazan muhabir mi, gazete mi tazminat öder?
Basın Kanunu m.13 uyarınca her ikisi de müteselsilen sorumludur. Davacı, tazminatın tamamını sorumlulardan herhangi birinden isteyebilir.
Ceza şikâyeti ile tazminat davası birlikte yürütülebilir mi?
Evet. Hakaret veya iftira suçu yönünden yapılan şikâyet ile hukuk davası ayrı yollardır. Ceza davasındaki beraat, hukuk hâkimini kusur ve zarar bakımından bağlamaz.
●Yayının ekran görüntüsü, URL'si ve yayım tarihinin noter veya e-tespit yoluyla delil hâline getirilmemesi. ●Davanın yalnızca muhabire karşı açılması, yayın sahibi şirket ve yöneticisinin davaya dâhil edilmemesi. ●Haberdeki eleştiri ile olgu isnadının ayrıştırılmaması; korunan eleştiriye karşı dava açılması. ●İki yıllık zamanaşımı süresinin, haberin öğrenildiği tarih yerine dava tarihine göre hesaplanması. ●İçeriğin kaldırılması için iptal edilmiş 5651 m.9 yoluna başvurularak zaman kaybedilmesi.
Basın yoluyla kişilik hakkı ihlallerinde davanın sonucunu çoğu zaman haberin dayandığı kaynakların analizi belirler. Görünür gerçeklik, kamu yararı ve öz ile biçim dengesi ölçütleri, yayının satır satır incelenmesini ve delillerin dava açılmadan önce güvenceye alınmasını gerektirir. Küheylan Hukuk Bürosu, yayın içeriğinin Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi ölçütleriyle değerlendirilmesinde, cevap ve düzeltme sürecinin yönetiminde ve manevi tazminat davalarının takibinde hukuki destek sunmaktadır.
Önemli Yasal Uyarı: Bu rehberde yer alan hukuki açıklamalar Küheylan Hukuk Bürosu tarafından genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Her dosyanın kendine özgü koşulları sonucu değiştirebilir. Süre ve dava süreçleri başlamadan önce bir avukattan hukuki destek alınması tavsiye olunur. © 2026 Küheylan Hukuk Bürosu. Tüm Hakları Saklıdır.
KÜHEYLAN HUKUK